Yolculuklar ve dostluklar
|
Sevgili okurlarım, bu defa da yolculuk izlenimlerimi bu köşeye taşıdığımı görünce, 'yine mi!..' diye düşüneceklerini biliyorum. Ama lütfen beni bağışlasınlar;- bu yolculukların benim için büyük anlamı var çünkü! Birkaç defa yazdım: ben yolculuklardan değil, yolculuk yaptığım kentlerdeki dostlarımla birlikte olmaktan haz duyarım. | ||||
|
Yine Trabzon'daydım. Geçtiğimiz hafta sonu. 'Ada' dergisi ve Üç Yol Kitapevi'nin çağrılısı olarak... Trabzon, benim için, oradaki sevgili dostlarım demektir. Ben, var olduğunu, dostlarıyla duyumsayan, bunu söylemekten bahtiyarlık duyan biriyim. Nef'i'nin, hep yinelediğim beytindeki gibi: 'Rind-i aşkız, hasılı Nef'i-i biperva gibi/ Aşinaya aşina, biganeye biganeyiz...' Bende, aşinalık, Yahya Kemal'in Erenköyü'nde Bahar' şiirindeki o harikulade dizeyi biraz değiştirerek söylersem, 'bir dostluk oluverir'; vazgeçilmezlik edinir... Evet, Trabzon demek, dostlarım demektir. Cuma akşamından pazartesi akşamına kadar önce Trabzon'da, sonra da Rize'de onlarla birlikte oldum. Pazar günü, Karadeniz Teknik Üniversitesi kampusündeki Prof. Dr. Nazım Terzioğlu Salonu'nda 'Şiir, Tasavvuf ve Mana Alemi' başlıklı bir konferans verdim. Bütün sevgili dostlarım oradaydı: Ercan Yılmaz (Benim çok değer verdiğim genç bir şair. Bugünlerde, Aşina Kitaplar'dan 'İncire Yemin' adlı ikinci şiir kitabı çıkacak); Prof. Dr. Serdar Bedii Omay (Türkiye'nin en önemli hematologlarından: KTÜ'deki meslektaşlarıyla birlikte kök hücre üzerindeki çalışmalarının, Türkiye'ye bu defa, gerçekten hak edilmiş bir Nobel Ödülü kazandırması sözkonusu); şair, çevirmen, felsefeci Kenan Sarıalioğlu (onun da yakında 'Toplu Şiirler'i yayınlanacak); yazar ve akademisyen Hayrettin Orhanoğlu, Hakan Sümer (Sürmene Lisesi'nde resim öğretmeni; orada, 'Tekne' adlı bir dergi yayınlıyor; bir okul dergisi olarak, profesyonel edebiyat ve sanat dergilerini bile gölgede bırakır. Hakan'ın, karikatür, fotoğraf ve grafik yeteneğinin olaganüstü olduğunu düşünüyorum); hikayeci ve radyo programcısı Serkan Türk... Bu defa Trabzon'u benim için, dostlarımla birlikte, daha da anlamlı kılan, geçtiğimiz aylarda Trabzon'a vali olarak atanan Nuri Okutan'la birlikte olmaktı. Sayın Okutan'ın önce Siirt'te, sonra da Sakarya'da, eğitim alanında yaptığı müstesna çalışmalar, Türkiye ölçeğinde tanınıyor ve biliniyor; -bu çalışmaları nedeniyle Koç Vakfı'ndan büyük bir ödülle ödüllendirildiği de... Bence sayın Okutan, bilgisi, geniş ufuklu entelektüel donanımı, çalışkanlığı ve yurtseverliğiyle, Trabzon'a çok değerli katkılarda bulunacaktır;- bundan hiç şüphe etmiyorum. Trabzonlu dostlarım da benimle aynı kanıyı paylaşıyorlar elbette... Pazar gecesi 'Funda Oteli'nin lobisinde, bu defa aramıza sevgili dostum sendikacı Haydar Karsan'ın da katılmasıyla olağanüstü neşeli bir gece yaşadık. Bu arada bir ayraç açayım: Edip Cansever'in 'Sevda ile Sevgi' adlı kitabında 'Adını Funda Oteli koy' diye başlayan bir dize vardır: 'Otelin sahibi, acaba, Edip'in bu dizesini düşünerek mi otelinin adını 'Funda Oteli' koydu?' diye de aklımdan geçirmedim değil! Soruşturma olanağını bulamadım, ama eğer öyleyse, bu, şiir adına Türkiye'de, biz farkında olmadan birşeyler oluyor, demektir. O gece, otele gelmeden önce Serdar, bizi bir balık lokantasına götürdü. Sevgili Serdar Hoca, Trabzon'a geleli iki yıl olmasına rağmen, Trabzon'u tarihiyle ve coğrafyasıyla, bırakınız tarihi ve coğrafyasını, sokakları, mekanları kısaca girdisi ve çıktısıyla o kadar yakından biliyor ki, şaşmamak elde değil. Onun ikide birde, Trabzon'un yerlisi olan dostlarımı kastederek, bana 'Bu hazretler sizi şuraya şuraya götürdüler mi?' deyip bazı tarihi mekanları sayarak şakacıktan sitemde bulunması hepimizi çok güldürdü. Elbette bu arada sevgili Bora kardeşimin o bir müze ya da antikacı dükkanı gibi, ince bir beğeni ile donattığı 'Kafe Keyif'i de unutmuyorum.. Orada, dostlarımla birlikte, Bora'nın özel olarak hazırladığı bitki çayları eşliğinde koyulaştırdığımız sohbetlerin tadı damağımda... Rize izlenimlerim ise, haftaya... | ||||
| 25 Nisan 2007, Çarşamba/Zaman Gazetesi | ||||
0 yorum yazılmıştır